Artık pek öyle düşünen kalmamıştır herhalde ama Netflix bütün dünyayla birlikte Türkiye'de de yayına ilk başladığında, deneyenlerin çoğunluğunun kafasında, burasının eskiden yayınlanmış her türlü filmin yer aldığı bir kütüphane imajı vardı. Dolayısıyla insanlar akıllarına gelen her türlü filmi aratıyor, bulamayınca da başta Ekşi Sözlük olmak üzere çeşitli mecralarda Netflix'in Türkiye'yi yeterince ciddiye almadığından şikayet ediyordu.
Bu yoğun iş yağmurunda payıma düşen işlerden biri de The Fall dizisinin birkaç bölümü oldu.
Netflix'in bir dizinin bütün sezonunu aynı anda yayına soktuğundan, verilen zaman diliminde tek bir çevirmenin bütün bölümlerin çevirisini tamamlamasının imkansız olduğundan, dolayısıyla da işi veren stüdyoların diziyi farklı çevirmenlere dağıtmak durumunda kaldığından bahsetmiştim. Ayrıca, her ne kadar kendi seçtiği içeriğe ulaşmak için para veren seyircilerin daha kaliteli ve daha tutarlı çeviri talebi olsa da, henüz bunu sağlayacak bir sistemin olmadığından, dolayısıyla da çevirmenlerin ellerindeki bölümü çevirirken kafalarına göre takıldığından bahsetmişim.
Dizinin başını sonunu bilmeden, konunun nereden gelip nereye bağlandığından tamamen habersiz olarak çevirdiğim bir - iki bölümden, bunun gayet kaliteli ve izlenmeye değer bir dizi olduğu izlenimi edindim. O sırada Netflix hesabım yoktu, olsa bile bir şeyler seyredecek zamanım olmuyordu; ama uzunca sayılabilecek bir süre sonra diziyi seyrettiğimde yanılmadığımı gördüm.

Yorumlar
Yorum Gönder