Popüler bir romandan ya da çizgiromandan uyarlanan bir filmin çevirisini yaparken, bizden bazen ortak bir jargona bağlı kalmamızı isterler.
Örneğin Harry Potter çevirilerinde bize bir sözlük vermişler ve buna bağlı kalmamızı istemişlerdi. Çevirisini yapıp yapmadığımı gerçekten hatırlayamıyor olsam da, en azından kontrolünü yaptığımı hatırladığım Tenten çizgi filmi için de bir sözlük vermişlerdi. Hatta, Tenten'in köpeğinin adının orijinal bırakılmasına itiraz edip aslında Fındık olması gerektiğini söylemiştim; ama tabii itirazım kabul edilmemişti.
Hunger Games - Açlık Oyunları filminin çevirisini yaparken de benden kitaptaki terimlere sadık kalmamı istediler. Ancak, herhangi bir sözlük vermek yerine kitabı okumamı istediler. Sonradan başka filmler için de kitabı okumamı istedikleri oldu; ama o zaman için benim için bu bir ilkti.
Fena mı oldu? Hayır, tam aksine çok iyi oldu.
Her şeyden önce, normalde alıp da okumayacağım, hatta yaş itibariyla muhtemelen farkına bile varmayacağım bir kitabı okumuş oldum. Kitap kitaptır; bu benim artı haneme yazıldı. Bundan da önemlisi, kitapla filmi ayrıntılı bir şekilde kıyaslama imkanı buldum - ki bu benim açımdan çok ilginç, çok değerli, bir kıyaslama oldu.
Bana biraz, filmin yapımcıları doğrudan doğruya kitabın hayranlarına hitap etmeyi hedeflemiş gibi geldi. Örneğin, önce filmin çevirisini yaptığım için, sadece bir yerde geçen "dilimizi keserler" lafının tam olarak ne anlama geldiğini çözememiştim. Bunun bir deyim olduğunu düşünüp uzun uzun araştırmıştım. Ancak kitabı okuduktan sonra dil kesmenin bir ceza yöntemi olduğunu anlayabilmiştim.Kitabı hiç okumadan filmi seyredenlerin bu dil kesme mevzusunun nereden çıktığını anladığını sanmıyorum.
Hatta, sponsor sistemi bile filmde çok iyi anlatılmamıştı. Gerçekten de çok önemli bir konu olan sponsor sistemi, o paraşütlerin tam olarak ne işe yaradığı filmin ancak ilerki bölümlerinde anlaşılıyordu; oysa kitap bize daha başlarda sponsorların ne işe yaradığını ayrıntılı bir şekilde anlatıyordu. Yine, kitabı okumadan gelen seyircilerin zorlanacağı bir nokta.
Ayrıca, çeviri karşılaştırması yapmam açısından da faydalı oldu kitabı okumam. Önce filmin çevirisini yapıp kitabı sonra okuduğum için, bazı terimleri ben nasıl çevirmişim, kitabın çevirmeni nasıl çevirmiş karşılaştırma imkanım oldu.
Örneğin, "district" kelimesi için ben "bölge" demişim, kitabın çevirmeni "mıntıka" demiş. Üstelik de daha uygun bir kelime olmuş bence.
Ama "nightlock berries" diye geçen hayali meyveye kitaptaki gibi "gece kilidi" demek istemedim. İnternette bulduğum bir kaynak,"nightlock"un, "nightshade" ve "hemlock" meyvelerinden türetilmiş olabilecek hayali bir meyve olduğundan bahsediyordu. Ben de bu ikisini birleştirip "baldıran üzümü" dedim. Sonra da, kendi çevirime kıyamayıp o şekilde bıraktım.
Örneğin Harry Potter çevirilerinde bize bir sözlük vermişler ve buna bağlı kalmamızı istemişlerdi. Çevirisini yapıp yapmadığımı gerçekten hatırlayamıyor olsam da, en azından kontrolünü yaptığımı hatırladığım Tenten çizgi filmi için de bir sözlük vermişlerdi. Hatta, Tenten'in köpeğinin adının orijinal bırakılmasına itiraz edip aslında Fındık olması gerektiğini söylemiştim; ama tabii itirazım kabul edilmemişti.
Hunger Games - Açlık Oyunları filminin çevirisini yaparken de benden kitaptaki terimlere sadık kalmamı istediler. Ancak, herhangi bir sözlük vermek yerine kitabı okumamı istediler. Sonradan başka filmler için de kitabı okumamı istedikleri oldu; ama o zaman için benim için bu bir ilkti.
Fena mı oldu? Hayır, tam aksine çok iyi oldu.
Her şeyden önce, normalde alıp da okumayacağım, hatta yaş itibariyla muhtemelen farkına bile varmayacağım bir kitabı okumuş oldum. Kitap kitaptır; bu benim artı haneme yazıldı. Bundan da önemlisi, kitapla filmi ayrıntılı bir şekilde kıyaslama imkanı buldum - ki bu benim açımdan çok ilginç, çok değerli, bir kıyaslama oldu.
Kitapla film arasındaki farklar
Bana biraz, filmin yapımcıları doğrudan doğruya kitabın hayranlarına hitap etmeyi hedeflemiş gibi geldi. Örneğin, önce filmin çevirisini yaptığım için, sadece bir yerde geçen "dilimizi keserler" lafının tam olarak ne anlama geldiğini çözememiştim. Bunun bir deyim olduğunu düşünüp uzun uzun araştırmıştım. Ancak kitabı okuduktan sonra dil kesmenin bir ceza yöntemi olduğunu anlayabilmiştim.Kitabı hiç okumadan filmi seyredenlerin bu dil kesme mevzusunun nereden çıktığını anladığını sanmıyorum.
Hatta, sponsor sistemi bile filmde çok iyi anlatılmamıştı. Gerçekten de çok önemli bir konu olan sponsor sistemi, o paraşütlerin tam olarak ne işe yaradığı filmin ancak ilerki bölümlerinde anlaşılıyordu; oysa kitap bize daha başlarda sponsorların ne işe yaradığını ayrıntılı bir şekilde anlatıyordu. Yine, kitabı okumadan gelen seyircilerin zorlanacağı bir nokta.
Çeviri Farkları
Ayrıca, çeviri karşılaştırması yapmam açısından da faydalı oldu kitabı okumam. Önce filmin çevirisini yapıp kitabı sonra okuduğum için, bazı terimleri ben nasıl çevirmişim, kitabın çevirmeni nasıl çevirmiş karşılaştırma imkanım oldu.
Örneğin, "district" kelimesi için ben "bölge" demişim, kitabın çevirmeni "mıntıka" demiş. Üstelik de daha uygun bir kelime olmuş bence.
Ama "nightlock berries" diye geçen hayali meyveye kitaptaki gibi "gece kilidi" demek istemedim. İnternette bulduğum bir kaynak,"nightlock"un, "nightshade" ve "hemlock" meyvelerinden türetilmiş olabilecek hayali bir meyve olduğundan bahsediyordu. Ben de bu ikisini birleştirip "baldıran üzümü" dedim. Sonra da, kendi çevirime kıyamayıp o şekilde bıraktım.

Yorumlar
Yorum Gönder