Bilgisayar oyunlarını severim. Bir oyunu başından sonuna kadar oynayacak zamanı hiçbir zaman bulamasam da, fırsatını yakaladığımda saatlerce bilgisayar başından kalkmam, sıkılmadan oynamaya devam ederim.
Need For Speed'in saatlerce başından kalkmadığım oyunlar arasında özel bir yeri var benim için. Çeviriye ilk başladığım dönemlerde, daha henüz kendi bilgisayarım bile yokken, aylarca evde kağıt kalemle çeviri yapıp sonra teyzemlere giderek o çevirileri kuzenimin bilgisayarında temize çektim. Ve o bilgisayardaki oyun deposu içinde en çok Need For Speed'i oynadım.
Yıllar sonra, Teknoloji Televizyonu'nda alt yazı bölümüne geçtiğimde, işimin gece geç bittiği saatlerde, eve gitmeden önce birkaç saat Need For Speed oynadığım da çok oldu.
Ve yine yıllar sonra, işleri daha iyi takip etmek hevesiyle aldığım tablet oğlumun oyuncağına dönüşmeden önce, kurduğum ve bol bol oynadığım tek oyun Need For Speed oldu. Gerçi tablet versiyonunda rastgelelik olmaması ve aynı şeylerin hep aynı yerde çıkması biraz sevimsiz olsa da, büyük bir keyifle oynadım.
İşte bu sebeplerden dolayı, uçuk kaçık bir senaryo kasmak yerine oyunlardan aşina olduğumuz pistleri ve özel kaza sahnelerini hatırlatmak üzerine kurulu Need For Speed filmini de sevdim.
Filmin çevirisinin, dağıtımcıların mazlemeyi erken gönderdikleri halde, kendilerine göre bazı sebeplerden dolayı iki günde istemeleri dışında fazla bir zorluğu yoktu. Bütün gün boş yatıp bana film gönderdikleri anda onların işine kanalize olduğum bir iş modeline geçmemiş olduğumdan, isteklerini tam olarak yerine getiremedim. Yine de, aksiyon odaklı bir film için umulmayacak kadar çok diyalog içerenn bu filmi çok da gecikmeden yetiştirdim.
Bir de keşke, çeviri sırasında 84 kiloyu da görüp artık resmen obez kategorisine girmeseydim :(
Need For Speed'in saatlerce başından kalkmadığım oyunlar arasında özel bir yeri var benim için. Çeviriye ilk başladığım dönemlerde, daha henüz kendi bilgisayarım bile yokken, aylarca evde kağıt kalemle çeviri yapıp sonra teyzemlere giderek o çevirileri kuzenimin bilgisayarında temize çektim. Ve o bilgisayardaki oyun deposu içinde en çok Need For Speed'i oynadım.
Yıllar sonra, Teknoloji Televizyonu'nda alt yazı bölümüne geçtiğimde, işimin gece geç bittiği saatlerde, eve gitmeden önce birkaç saat Need For Speed oynadığım da çok oldu.
Ve yine yıllar sonra, işleri daha iyi takip etmek hevesiyle aldığım tablet oğlumun oyuncağına dönüşmeden önce, kurduğum ve bol bol oynadığım tek oyun Need For Speed oldu. Gerçi tablet versiyonunda rastgelelik olmaması ve aynı şeylerin hep aynı yerde çıkması biraz sevimsiz olsa da, büyük bir keyifle oynadım.
İşte bu sebeplerden dolayı, uçuk kaçık bir senaryo kasmak yerine oyunlardan aşina olduğumuz pistleri ve özel kaza sahnelerini hatırlatmak üzerine kurulu Need For Speed filmini de sevdim.
Filmin çevirisinin, dağıtımcıların mazlemeyi erken gönderdikleri halde, kendilerine göre bazı sebeplerden dolayı iki günde istemeleri dışında fazla bir zorluğu yoktu. Bütün gün boş yatıp bana film gönderdikleri anda onların işine kanalize olduğum bir iş modeline geçmemiş olduğumdan, isteklerini tam olarak yerine getiremedim. Yine de, aksiyon odaklı bir film için umulmayacak kadar çok diyalog içerenn bu filmi çok da gecikmeden yetiştirdim.
Bir de keşke, çeviri sırasında 84 kiloyu da görüp artık resmen obez kategorisine girmeseydim :(
Yorumlar
Yorum Gönder