Bağımsız film çekmenin, hevesli bir oyuncuyu kamera karşısına geçirip "Konuş abi sen." dedikten sonra kamerayı açık unutmak demek olmadığını gayet de güzel ispatlayan, eli yüzü düzgün bir film olmuş See Girl Run.
Televizyon için dublaj çevirisini yaparken, baştaki röportaj sahnesiyle ortalardaki karambol sahnesi dışında zorlanmadığım, pürüzsüz bir iş oldu benim için. Röportaj sahnesi, oyuncular gerçek hayattaki gibi doğal konuştuğu ve doğal konuşmayla senkronize giden anlam tutarlılığını kaybetmemiş Türkçe karşılık bulmak zor olduğu için beni oyaladı. Karambol sahneyse, kimin ne dediğini ayırt etmek için aynı sahneyi beş - on kere seyretmek zorunda kaldığım için oyalayıcıydı.
Filmde, hayatlarındaki başarısızlığı ve mutsuzluğu ben diyeyim beş, siz diyin on beş sene önce bitmiş olan eski ilişkileriyle telafi edebileceğini uman iki insan anlatılıyor. İlişkilerini "bitmiştir" diyerek resmen sonlandırmadıkları için aslında hâlâ devam ediyor sayılabileceği teorisiyle, kaldıkları yerden devam ettikleri takdirde hayatlarında eksik olan her şeyi tamamlayabilecekleri gibi bir sanrıya kapılıyorlar.
Aşırı konuşmalı olmayan, diyalogların bir kısmı "Bir gecede başarılı olmak için bir ömür beklemek gerekir." gibi hedefe tam isabet eden tespitler içeren, öyle çok keyifli olmasa da sorunsuz akışıyla beni gayet memnun eden güzel bir iş oldu.
Filmin benim için en güzel sürpriziyse, ilk açtığımda iki saate yakınmış gibi görünen filmin aslında bir buçuk saat çıkmasıydı. Diğer yarım saat, teknisyen arkadaş kayıttan çıkmayı unuttuğu için oluşan boş siyah banttı.
Televizyon için dublaj çevirisini yaparken, baştaki röportaj sahnesiyle ortalardaki karambol sahnesi dışında zorlanmadığım, pürüzsüz bir iş oldu benim için. Röportaj sahnesi, oyuncular gerçek hayattaki gibi doğal konuştuğu ve doğal konuşmayla senkronize giden anlam tutarlılığını kaybetmemiş Türkçe karşılık bulmak zor olduğu için beni oyaladı. Karambol sahneyse, kimin ne dediğini ayırt etmek için aynı sahneyi beş - on kere seyretmek zorunda kaldığım için oyalayıcıydı.
Filmde, hayatlarındaki başarısızlığı ve mutsuzluğu ben diyeyim beş, siz diyin on beş sene önce bitmiş olan eski ilişkileriyle telafi edebileceğini uman iki insan anlatılıyor. İlişkilerini "bitmiştir" diyerek resmen sonlandırmadıkları için aslında hâlâ devam ediyor sayılabileceği teorisiyle, kaldıkları yerden devam ettikleri takdirde hayatlarında eksik olan her şeyi tamamlayabilecekleri gibi bir sanrıya kapılıyorlar.
Aşırı konuşmalı olmayan, diyalogların bir kısmı "Bir gecede başarılı olmak için bir ömür beklemek gerekir." gibi hedefe tam isabet eden tespitler içeren, öyle çok keyifli olmasa da sorunsuz akışıyla beni gayet memnun eden güzel bir iş oldu.
Filmin benim için en güzel sürpriziyse, ilk açtığımda iki saate yakınmış gibi görünen filmin aslında bir buçuk saat çıkmasıydı. Diğer yarım saat, teknisyen arkadaş kayıttan çıkmayı unuttuğu için oluşan boş siyah banttı.



Yorumlar
Yorum Gönder