Güney Kore'nin popüler kültür araçlarından çıkan ürünlere gösterilen ilgi ülkemizde de giderek yaygınlaşıyor olsa da, bundan on yıl önce, hatta beş yıl önce Kore hakkında şu ünlü Gangnam Style ve bir de Kore'nin kardeş ülke olduğu savı dışında fazla bir şey bilen yoktu.
Tabii, ülkemizde her ne kadar yaygın bir ilgi olmasa da, Kore pop müziğiyle, Kore dizileriyle ve anladığım kadarıyla biraz daha sanatsal bir tonda devam eden Kore filmleriyle ilgilenen az ama öz bir kitle her zaman vardı.
Kusura bakmayın ama bu kitlenin bu tavrı bana biraz abartılı gelmiştir hep. Özellikle Kore dizileri bağlamında konuşacak olursak, sonuçta popüler kültüre hizmet eden ve bundan daha fazlasıymış gibi bir iddia da taşımayan bir sektörden çıkan her işi sanki çok özel bir şeymiş gibi takip etmekle, ana akıma dahil olmuş bir işi takip etmek arasından fazla bir zihniyet farkı olduğunu düşünmüyorum. Bunlardan birine erişmek için fazladan birkaç düğmeye tıklamak zorunda olmak o işi daha değerli kılmamalı.
Tabii ki güzel eserler çıkacaktır. Ancak arada güzel işlerin çıkıyor olması, bütün sektörü bir mürit gibi takip etmek için yeterli bir sebep olmamalı. Aynı şeyin tersi de geçerlidir tabii. Örneğin Amerikan dizilerinde de, senede bir ya da bilemedin iki tane gerçekten çok güzel iş çıkıyor olması, diğer dizileri de sıkı sıkıya takip ettirmeyi gerektirmemeli. Kendimden bir örnek vereyim: Bir zamanların efsanevi dizisi Lost'un yönetmeninin J.J. Abrams olduğunu hatırlıyorsam, sebebi aynı adamın, bir zamanların efsanevi film dizisi Star Wars'un içine ettiği için unutulması zor olmasıdır. Yoksa oturup da adamın bütün işlerini körlemesine takip edecek ne zamanım var, ne de zaten böyle bir merakım var.
Cain and Able dizisinin payıma düşen birkaç bölümünün alt yazı çevirisini yapmadan önce internette biraz araştırma yaptığımda, hem genel olarak Kore dizileriyle, hem de bu diziyle ilgili geniş bir bilgiye sahip olan, ayrıca diziyi övüp övüp duran bir kitle olduğunu gördüm.
Halbuki diziyi seyrettiğimde, çocukluğumda ve gençliğimde televizyon kanallarında bol bol yayınlanan Latin Amerika menşeli pembe dizilerden pek de farklı olmadığnı gördüm. Yani, bunu seven, bunu takip eden bir seyircinin bir Marimar'ı, bir Manıela'yı severek takip eden bir seyirciyle prensip olarak aynı kafayı yaşıyor olması lazım. Tamam, denk gelince seyredersiniz de, müptelası olmak nedir yani?
Yorumlar
Yorum Gönder