Film çevirisi yapmaya ilk başladığımda çalıştığım şirketin sahibi, yapılan işten gelen paraları, o parayı kazanmasını sağlayan işçilere vermez, ekseriyeti Slav kökenli olduğu rivayet edilen hatunlarla ezmeyi tercih ederdi. Bu sektördeki özellikle ilk yıllarımda çok çalışıp çok az param olduysa, telefon faturasını veremediğim için telefon kesildiyse ve açtırmak için üste bir de faiz ödemem gerektiyse, evin kirasını yetiştiremediğim için ev sahibine iki ayda bir yalvarmak zorunda kaldıysam, tabii ki öncelikle çoluğunun çocuğunun rızkını aynı zihniyet içinde yiyip bitiren peder bey, sonra da ciddi alın teri dökerek kazandığım parayı vermeyen o ilk patronum sayesindedir.
Dolayısıyla epey bir süre bilgisayarım da olmadığından, filmleri evde VHS video aletinde seyrederek kağıt üstünde çevirir, sonra teyzemlere gider, orada bilgisayara aktarırdım.
Sonradan nihayet kullanılmış bir bilgisayar alabildiğimde de, her ne kadar Windows 95 devrimini geride bırakmış olsak da param öyle bir şeye yetmediği için yine uzunca bir süre DOS ortamında işimi gördüm.
DOS ortamının yapısı gereği dosya adlarına sekiz karakterden uzun isimler veremiyordunuz, Türkçe karakter kullanamıyordunuz. Bu yüzden de dosya isimleri biraz şifreli gibi oluyordu. Örneğin, EL DORADO: TEMPLE OF THE SUN adlı bir filmin çevirisini o zaman yapmış olsam, adını herhalde ELDRDTSN falan koyardım.
Ama, çalışma klasörüm böyle şifre gibi isimlerle dolu olmasına rağmen, bir filmi hangi isimle kaydettiğimi bilir; ya da klasöre göz attığımda hangi şifreli adın hangi filme ait olduğunu hemen çözerdim.
Hem bir şeyi hatırlama ihtiyacı hissettiğimizde kullanabileceğimiz sayısız aracın emrimize amade olması, hem de yaptığım işin doğrudan kısa süreli hafızaya yönelik olmasından dolayı, geçen yıllar içinde hafızam kötüleşti; bir şeyleri aklımda tutma becerimde çok ciddi bozulmalar oldu.
Bu yüzdendir ki, El Dorado: Temple of The Sun, not almamış olsam çevirdiğimi kesinlikle hatırlamayacağım filmlerden biri oldu benim için.. İsme baktığım zaman bende hiçbir çağrşım yaratmıyor.
Notlarımda da filmin nasıl olduğuna, güzel mi, kötü mü olduğuna dair bir şey yazmamışım. Sadece çok yoğun bir dönemde filmi yetiştirmek için var gücümle uğraştığımı yazmışım; o da standart zaten.
Bu arada, o kadarı da olmaz sanıyordum ama kazandığımız paraları bize vermek yerine alemlerde harcayan o eski patronun adını da unutmuşum. Belki de zayıf hafıza o kadar da kötü bir şey değildir. Çok gereksiz bir bilgiden kurtulmuşum.
Yorumlar
Yorum Gönder