Her ne kadar işin hız boyutu biraz göreceli olsa da, hızlı internetin hayatımıza girmesi, seyircilerin bir içeriğe ulaşması için o içeriğin televizyondaki ya da sinema salonlarındaki gösterim zamanını takip etmesi zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Gerçi, seyircilerin istedikleri içeriklere kendi istedikleri zamanda erişme yöntemleri tartışmaya bile gerek olmayacak şekilde yasa dışıydı; ama etkili bir kontrol mekanizmasının kurulamadığı kaos döneminde bu içeriğe korsan yöntemlerle ulaşmayı tercih edenleri durdurabilecek bir şey de yoktu.
Tabii öte yandan, korsana karşı bir mekanizmanın bugün de düzgün bir şekilde kurulduğu söylenemese de, seyircilere cüzi bir miktar hizmet bedeli karşılığı düzgün içerik sunulduğunda, herhangi bir kontrol mekanizmasına pek de gerek kalmadan insanların bu hizmeti satın alma eğilimi gösterdiği ortaya çıktı. Tabii tüm bunlar başka bir yazının konusu.
Seyirciler istedikleri içeriğe istedikleri zaman erişebilme imkanına kavuştuğunda, dizi filmler için iki ayrı izleme alışkanlığı ortaya çıktı. Bazıları, takip ettikleri dizinin yeni bölümü çıkar çıkmaz o içeriği hemen bulup seyretmeyi tercih ederken, azımsanamayacak bir grup da sezonun tüm bölümlerinin tamamlanması bekleyip hepsini birden kısa bir zaman aralığında bitirmeyi tercih etti.
Netflix bunu fark edip de ona göre içerik üreten ilk dijital video platformu muydu çok emin değilim; ama seyircilerin bir dizinin tüm bölümlerini kısa süre içinde seyretme tercihine hitap eden içerikler üretmeyi ciddi bir yayın politikası haline getirerek kalıcı bir alışkanlığa dönüştürdüğüne şüphe yok.
Tabii bir dizinin bütün bölümleri toplu bir şekilde üretilip seyircinin önüne konduğunda, o dizinin alt yazılarını hazırlamak hızlı bir yarışa dönüşmeye başladı. Geleneksel televizyonculuk anlayışında, bir televizyon kanalı tüm bölümleri çekilip bitmiş eski bir yabancı dizi satın almış olsa bile her hafta sadece bir yeni bölüm yayınladığı için, o dizinin bütün bölümleri tek çevirmene verildiğinde dahi bu durum çevirmenlerin altından kalkamayacağı bir yarış olmuyordu. Ama 15 - 20 bölüm birden çekip bunların alt yazısını, hepsini tek çevirmenin yapamayacağı kadar kısa sürede isteyince, stüdyolar ister istemez dizi bölümlerini ellerindeki çevirmenlere dağıtmak durumunda kaldı.
Bir yanlış anlaşılmayı engellemek için söylemem gerekirse, stüdyoların aynı dizinin tüm bölümlerini farklı farklı çevirmenlere vermesi aslında yeni bir uygulama değil. Cnbc-e gibi alt yazılara hak ettiği ciddiyetle yaklaştığı için bu işi kendi bünyesinde çözme yoluna giden kanallar vardı elbet; ama çoğu kanal ellerindeki yabancı içeriğin çevirisini bu işi yapan stüdyolara paslıyordu. Bir dizinin çevirisini üstlenen stüdyolar da kendilerine göre farklı hesaplarla bölümleri farklı çevirmenlere dağıtıyordu. Fakat bu, başka kuralları olan başka bir döneme ait bir uygulamaydı.
Kanal ne verirse onu seyreden kitlenin aksine, Netflix gibi bir platforma para vererek seyredeceği içeriği kendi seçen seyirciler, verdikleri parayla birlikte doğal olarak daha kaliteli bir çeviri hizmeti de beklemeye başladı. Çevirilerin daha kaliteli ve bölüm alt yazılarının birbiriyle tutarlı olmasını talep etmeye başladılar.
Örneğin, herhangi bir dizinin bir bölümünde bir zindan söz konusu oluyorsa, oraya bir bölümde zindan, bir sonraki bölümde hücre, başka bir bölümde kodes denmemesini talep etmeye başladılar - ki zaten doğrusu da bu olmalıydı.
Ancak, Netflix'in bütün dünyaya açıldığı ilk dönemde alt yazı ve dublaj çevirilerinde oturmuş bir prosedür yoktu. Aslında, etkin bir şekilde işlediğini ispat eden oturmuş bir sistemden hâlâ bahsedemeyiz ama en azından bu yönde bir gayret olduğundan bahsedebiliriz. İlk dönemde o da yoktu.
Dolayısıyla, not almamış olsam yaptığımı bile hatırlamayacağım Some Assembly Required dizisinin rastgele iki bölümü iş akışıma düştüğünde, o iki bölümün alt yazısını dizi hakkımda en küçük bir ön bilgim olmadan, öncesindeki ve sonrasındaki bölümlerden bağımsız bir şekilde çevirmek durumunda kaldım. Tabii aynı şey, dizinin diğer bölümlerini kendi iş akışlarında bulan diğer çevirmenler için de geçerliydi.
Ne diyeyim, bu da böyle bir anımdı işte.

Yorumlar
Yorum Gönder