Bazı filmler sizi hemen içine alır. Yarattığı atmosferin gerçek olduğuna inandırır ve size bu atmosfer içinde geçen güzel bir hikaye verir. Ekşi Elmalar böyle bir filmdi. Alt yazı hazırlamak için her sahnede sürekli dur - kalk yaparak değil de seyirci şapkasıyla başına oturup kesintisiz olarak seyrettiğimde, üstelik de önceden iş için defalarca kere seyretmiş olduğum halde keyif aldığım bir film oldu.
Ama filmin bana ilk gelmesiyle en son işitme engelliler versiyonunu teslim etmem arasında geçen altı aylık süreye bakınca sanki uzun bir zamana yayılmış bir iş gibi görünse de, düzensiz aralıklarla gelen ve her geldiğinde dar bir çalışma takvimine sıkışması gereken yeni kopyalar dolayısıyla yorucu bir iş oldu.
İnsanlar bir şey deneyimlediklerinde, aslında bu deneyimin hissettirdiklerini hatırlar. Örneğin bir mekanda yemek yedikten sonra o yemeklerin tadını hatırlamayız; ama yemeğin lezzetinden garsonların tavrına, hatta lavaboların temizliğine kadar pek çok şeyin birleşiminden meydana gelen o yerle ilgili izlenimimizi, yani o yerin bize hissettirdiklerini hatırlarız.
Ekşi Elmalar için konuşacak olursak, gerçekten de ne filmin kendisiyle ilgili ne de o sıradaki çalışmalarımla ilgili fazla detay hatırladığımı söyleyemem; ama filmin bana verdiği iki duyduğu hâlâ hatırlıyorum: Çalışırkenki yorgunluk ve izlerken aldığım keyif.

Yorumlar
Yorum Gönder